Anayasa değişiklik teklifi hakkındaki yorumların değerlendirmesi (I)

Fazıl Önder Sönmez

 

Halkoyuna sunulan anayasa önerisini bugüne kadar çok kişi yorumladı. Ancak bazı yorumlarda usûl hatalarına düşüldüğünü, doğru bir zeminden hareketle değerlendirme yapılmadığını görmekteyiz. Bu usûl hatalarından birisi uygun olmayan bir karşılaştırma zemininden hareketle yorumda bulunmaktır. Şunu gözden kaçırmamalıyız: Oy verirken önerilen anayasayla zihnimizdeki ideal anayasa arasında bir tercihte bulunmayacağız; önerilen anayasayla mevcut anayasa arasında bir tercihte bulunacağız. Herkes önerilen tasarıları kendi hayalindeki anayasaya göre değerlendirirse çoğunluğun kabul edebileceği bir anayasa yazılamaz. Önerilen anayasanın mevcut anayasaya göre daha tercih edilir olma veya olmama durumuna göre evet veya hayır dememiz daha sağlıklı bir yaklaşımdır. İkincisi, diğer demokratik ülkelerde olan uygulamalar bize esin kaynağı olabilir; bununla birlikte farklı siyasî kültürü olan bir ülkede işleyen bir mekanizma, ülkemizde işlemeyebilir. Üçüncüsü, siyasî hayatta karşılaşılan her sorunun bir dizi anayasa maddesiyle çözülebileceği zannedilmemelidir. Dördüncüsü, olgusal olarak ve aklen temeli olmayan varsayımlarla önerilen tasarı değerlendirilmemelidir. Bilhassa olmayacak felaket senaryoları veya sorunların ortadan kalktığı ideal durumlar gerçekçi değildir. Beşincisi, anayasa değişiklik teklifini değerlendirirken göz önünde tutacağımız ölçütler siyasî istikrar, kamu gücü kullananların demokratik meşruiyeti ve yasama, yürütme, yargı organları arasındaki denge ve denetimdir. Yapılan usûl hatalarından birisi de tek bir ölçüt çerçevesinde değerlendirme yapmaktır. Yapılması gereken, önerilen tasarıyı Anayasanın değişikliğe uğramayan diğer maddeleriyle birlikte bir bütün olarak değerlendirip her bir ölçüte göre ilerleme mi yoksa gerileme mi olduğunu tespit etmektir. Bahsi geçen usûl hatalarının yanı sıra, bazı yorumlarda içerik hataları da yapıldığını, var olan hükümlerin göz ardı edildiğini, olmayanın da varsayıldığını görmekteyiz.

 

Anayasa değişiklik teklifi üzerine yapılan bu yorumlardan ciddiye alınır olanları bir yazı dizisiyle tek tek ele alıp değerlendirmeye çalışacağım. Önce cumhurbaşkanının partisi ile ilişkisinin kesilmesine yönelik mevcut Anayasadaki hükmün kaldırılmasının sonuçlarıyla ilgili yorumları değerlendirelim.

 

“Önerilen tasarı cumhurbaşkanın bir partiye üye olmasının önünü açıyor, fakat üye olduğu partinin genel başkanı olmasını engellemiyor. Cumhurbaşkanı partisinin genel başkanı olduğu takdirde milletvekili adaylarını belirleyebilecek, partisi Mecliste çoğunluğu sağlarsa, hem yürütme hem de yasama organına hâkim olacak.”

 

Anayasalar yasama, yürütme ve yargının yetki ve sorumluluklarını belirler. Siyasetçiler ve siyasî partiler de anayasanın belirlediği genel çerçeve ve sınırlar içinde siyaset yaparlar. Anayasa maddeleri siyaset için genel çerçeve çizmenin ötesine geçip, siyasetçilerin ve partilerin siyaset yapma tarzlarını belirleyici olmamalı, siyasî hayatı düzenlememelidir. Bir partinin aday belirleme süreçleri ve hangi üyelerinin genel başkan olabileceği, anayasa tarafından değil o parti tarafından kararlaştırılması gereken konulardır. Bu gibi konuları kanunlarla belirlemeye kalktığınızda insanlar kanunların etrafından dolaşmanın bir yolunu bulacaktır. Sonuçta siyaset yapma tarzını, kanunlar değil siyasî kültür ve kişisel inisiyatif belirleyecektir. Kanunlar partiler arası uzlaşmayla sadece siyasetin sınırlarını belirlemelidir. Parti liderlerinin partileri üzerinde belirleyici bir konumda olduğunu, bunun bazı sakıncalar doğurduğunu, partilerin kurumsallaşmasını engellediğini ve kişi partisi hâline getirdiğini haklı olarak eleştirebilirsiniz. Fakat bu durum anayasayla düzeltilebilecek bir konu değildir. Partilerin uzlaşmacı olmadığından haklı olarak şikâyet edebilirsiniz. Fakat çıkaracağınız hiçbir kanun partileri uzlaşmacı yapmayacaktır. Parti içi demokrasi olmaması mı sorun? Bir kanun geçirmekle partilere demokrasi gelmeyecektir.

 

1982 anayasasının yazım sürecinde, cunta üyeleri 1980 öncesi siyasetçilerin bazı davranışlarını sakıncalı olarak değerlendirdiler ve bunları engellemek üzere anayasaya maddeler koydular. Bunlardan birisi de milletvekillerinin birtakım vaatlerle istifa edip başka partilere transfer olmalarıydı. Bu durum hükümetlerin Meclisteki çoğunluğun desteğini yitirip düşmesine yol açabildiği gibi azınlıkta olan partilerin çoğunluğu sağlayıp hükümet kurmalarını da sağlayabiliyordu. Cuntacılar bunu önlemek için anayasaya bir madde koydular; buna göre partisinden istifa ederek başka bir partiye geçen kişinin milletvekilliği düşürülebilecekti. Fakat bu madde milletvekili transferlerini engelleyemedi. Çünkü partisinden istifa eden milletvekili bir parti kuruyordu, sonra kurduğu bu hülle partisi üye olmak istediği partiyle birleşirdi. Eğer önerilen tasarıya cumhurbaşkanının üye olduğu partiye genel başkan olmasını ve milletvekili adaylarını belirlemesini engelleyen bir madde konmuş olsaydı, bu da benzer bir siyaset mühendisliği çabası olurdu. Böyle bir madde konmasının birkaç sakıncasından bahsedebiliriz. Birinci olarak o madde ile hedeflenen gerçekleşmez. Cumhurbaşkanı eğer güçlü bir liderse partisinde resmi bir görevi olmasa da partisinin milletvekili adaylarını belirleyebilir. İkinci olarak, hareket alanını oldukça daraltan bir kanun maddesinin etrafından dolaşmak durumunda kalan kişiler bunu alışkanlık hâline getirebilir. Üçüncü olarak, böyle bir maddenin anayasaya konması, bu konunun parti içinde tartışılıp görüşülmesini ve bir tüzük maddesi olarak düzenlenmesini engeller. 

 

Önerilen tasarı hakkında diğer bir eleştiri konusu, Meclis onayı olmadan cumhurbaşkanına kararname çıkarma yetkisinin tanınmasıdır.

 

“Cumhurbaşkanı kararname çıkarma yetkisini kullanarak istediği düzenlemeyi yapabilecek, yasama organı gibi işlev görecek, sonuçta Meclisi devre dışı bırakacaktır.” 

 

Önerilen tasarıda cumhurbaşkanının kararname çıkarma yetkisi sınırsız değildir. Cumhurbaşkanı sadece yürütme yetkisine ilişkin konularda kararname çıkarabilir. Temel haklar, kişi hakları ve ödevleri, siyasî haklar ve ödevler ve Anayasada kanunla düzenlenmesi gerekliliği belirtilen konular kararnamelerle düzenlenemez. Kanunlarda açıkça düzenlenen konularda cumhurbaşkanı kararname çıkaramaz. Kararname ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde kanun hükümleri uygulanır. Cumhurbaşkanı tasarıda bu şekilde belirlenen sınırlar dâhilinde kararnameler çıkarabilir.

 

Cumhurbaşkanlığı kararnameleri kanun hükmünde değildir. Öte yandan mevcut anayasal sistemde yürütme organı kanun hükmünde kararnameler (KHK) çıkarabilir. KHK ile yürütme hâricindeki konular da düzenlenebilir. KHK mevcut kanunları değiştirebilir, hatta yürürlükten kaldırabilir. KHK kanunlarla çelişirse sonra çıkarılan KHK esas alınır. Dolayısıyla mevcut sistemde KHK çıkarma yetkisi, yürütmenin bir nevi yasama organı gibi işlev görmesini sağlar. Denilebilir ki, mevcut sistemde hükümetin KHK çıkarması Meclis tarafından kabul edilen yetki kanununa dayanır; Meclis KHK’ları konu, amaç ve süre açısından sınırlandırarak bu yetkiyi hükümete verir; önerilen tasarıda ise cumhurbaşkanı Meclisin onayı gerekmeden kararname çıkarabilecektir. Fakat şu durum gözden kaçırılmamalıdır: Parlamenter sistemde hükümet güvenoyu alabilmek için Meclis çoğunluğuna dayanmak durumundadır. Yürütmede ister tek partili bir hükümet olsun isterse koalisyon hükümeti, iktidar partilerinde çözülme olmadığı sürece Meclis hükümete istediği konuda ve kapsamda KHK çıkarması için yetki vermekte direnmez. Yetki kanununa göre hükümetin çıkardığı KHK’ları Meclis itiraz etmeden onaylar. İktidar partileri hükümetin verdiği kararların arkasında durur. Milletvekilleri parti disiplini gereği partilerinin grup kararına uymak durumundadır. Meclis kâğıt üzerinde yetkili olsa da, geçmiş uygulamalarda görüldüğü gibi bu konuda bilfiil inisiyatif kullanan hükümettir. Dolayısıyla mevcut anayasal sistemde Meclis hükümetin çıkardığı KHK’lar üzerinde etkin bir denetimde bulunamaz.  

 

Önerilen tasarıya göre Meclis aynı konuda kanun çıkarırsa cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hâle gelir. Denilebilir ki eğer cumhurbaşkanı partisine hâkim güçlü bir liderse ve partisi Mecliste çoğunluğa sâhipse, Meclisin yetkisi kâğıt üzerinde kalır; Meclis kararnameleri hükümsüz kılacak bir kanun çıkaramaz. Bu itiraz hakkında şunu söyleyebiliriz: Evet böyle bir durumda Meclis mevcut sistemde olduğu gibi etkisiz olacaktır. Öte yandan eğer cumhurbaşkanının partisi Mecliste azınlıktaysa, muhalif partiler birleşip kararnameleri etkisiz hâle getirebilir. Böylece Meclis etkin bir denetim yapabilir.

 

Cumhurbaşkanlığı kararnameleri kanun hükmünde olmadığından, trafik cezaları bile kararnameyle düzenlenemeyecektir. Zira Anayasanın 38. maddesine göre “ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur”. Mevcut sistemde yürütme KHK ile trafik cezalarını düzenleyebilirken, önerilen sistemde bu gibi konularda Meclisin kanunla düzenleme yapması gerekecektir.

 

O halde şu sonuca varılabilir: Önerilen sistemde yürütmenin kararname çıkarma yetkisi KHK’lara nispetle daraltılmıştır. Meclisin yürütme organının çıkardığı kararnameleri denetleyebilmesi bakımından önerilen sistem mevcut sistemin gerisine düşmediği gibi, cumhurbaşkanının üye olduğu partinin Mecliste salt çoğunluğu sağlayamadığı durumlarda Meclis etkin bir denetimde bulunabilecektir.  

 

Başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelerde yürütmeye kararname çıkarma yetkisi tanınmıştır. ABD başkanı kararname (executive order – yürütme emirleri) çıkarma yetkisine sâhiptir. Bunlar Kongre onayı gerektirmeden başkanın imzalamasıyla yürürlüğe girer ve federal hükümet görevlileri için uyulması zorunlu olma (force of law – kanun gücünde) niteliğindedir. Bu yetkinin sınırları ABD anayasasında açıkça belirtilmemiştir. Trump işte böyle kararname ile yedi Müslüman ülkenin vatandaşlarının ABD’ye girmesini menetti. Kongre iki yolla başkanın kararnamelerini durdurabilir. Birincisi aynı konuda kanun çıkarabilir. Buna karşılık, başkan kanunu veto ederse, Kongre ancak 2/3 oy çoğunluğuyla aynı kanunu geçirebilir; dolayısıyla Kongrenin kanun çıkararak başkanın kararnamelerini durdurma imkânı neredeyse yoktur. ABD başkanının istemediği kanunun Kongreden geçme ihtimali çok düşüktür. Önerilen tasarıda ise cumhurbaşkanı Meclisin basit çoğunlukla kabul ettiği bir kanunu geri gönderirse, Meclis aynı kanunu üye tamsayısının salt çoğunluğuyla (301/600) geçirebilir ve cumhurbaşkanının kararnamesini etkisiz hâle getirebilir. Bu itibarla önerilen tasarı Meclise cumhurbaşkanı kararnameleri üzerinde ABD Kongresiyle karşılaştırılamayacak derecede etkin bir denetim imkânı sunar.

 

ABD başkanlık sisteminde eğer başkanın kararnamesi bütçe gerektiriyorsa Kongre gerekli bütçeyi vermeyerek de kararnameyi işlemez hâle getirebilir. Önerilen tasarıda da bütçeyi onaylama yetkisi Meclisindir. Söz gelimi, cumhurbaşkanı önceki senelerde olmayan bir kurul oluşturmak isterse veya başkan yardımcılarının sayısını artırmak isterse Meclis gereken bütçeyi vermeyebilir.

 

Yargı denetimi açısından konuyu değerlendirecek olursak, mevcut sistemde de önerilen sistemde de yürütmenin çıkardığı kararnameler Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenir; kararname Anayasaya aykırı bulunduğu takdirde iptal edilir. Cumhurbaşkanının çıkaracağı bir kararname mevcut kanunlarla çelişiyorsa, önerilen sistemde kararnameler kanun hükmünde olmadığından idarî bir kurum bunu uygulayamaz. Eğer uygularsa vatandaş bunu dava edebilir; mahkemeler de kararnameyi değil kanunu esas alarak karar vermek zorundadır.  Mevcut sistemde ise idarî bir kurum yürütmenin çıkardığı KHK’yı uygulamak zorundadır; mahkemeler de gördükleri dava ile ilgili KHK’ya göre hüküm vermek durumundadır; ancak eğer KHK’yı Anayasaya aykırı bulurlarsa, durumu Anayasa Mahkemesine intikal ettirirler ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği kararı beklerler.

 

“Anayasa cumhurbaşkanına devletin bazı kurumlarını kararnamelerle düzenleme yetkisi veriyor; söz gelimi, tasarıya göre bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri ile teşkilât yapısı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenir. Bu alanlarda yasama niteliğinde düzenleme yapma yetkisinin cumhurbaşkanına verilmesi, yasama organı olan Meclisi devreden çıkarır; bu durum kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır.”

 

Mevcut sistemde bakanlıkların kurulumu kanunla düzenlenir. Bununla birlikte hükümet birkaç partinin koalisyonuyla kurulsa bile Meclisteki çoğunluk desteğine dayanarak istediği düzenlemeyi yapar; istediği bakanlığı kurar, istemediğini kaldırır, isterse iki bakanlığı birleştirir. Önerilen sistemde ise yasama ve yürütme organları ayrı seçimlerle belirlendiğinden, cumhurbaşkanının partisi Mecliste çoğunluğu sağlayamayabilir. Eğer muhalif partiler istediği değişikliklere onay vermezse seçilen cumhurbaşkanı önceki cumhurbaşkanının yönetim anlayışına göre düzenlediği bakanlık yapıları çerçevesinde görev yapmak zorunda kalacaktır. Yürütmenin etkinliği açısından, önerilen tasarıda cumhurbaşkanına bakanlar kurulunu kararnamelerle düzenleme yetkisi verilmesi uygundur. Bunu yasama ve yürütme kuvvetlerinin ayrı olma ilkesine aykırı bir durum olarak değerlendirmemek gerekir. Burada söz konusu olan, yürütmenin kendi iç düzenlemesini kendisinin yapmasıdır. Kuvvetler ayrılığı esas olarak vatandaş üzerinde kamu gücü uygularken idarecilerin hem kural koyucu hem de kuralları uygulayıcı konumda olmamasıdır. Kuvvetler ayrılığının amacı idarecilerin halk üzerinde keyfî güç uygulamasının önünü almaktır.

 

Önerilen tasarı, yürütme organının başı olan cumhurbaşkanına kararnamelerle yürütme ile ilgili bazı kurumları düzenleme yetkisi vermektedir; bununla birlikte Meclis bu süreçte tamamen devreden çıkmayacaktır. Cumhurbaşkanı yeni bir bakanlık kurmak istediğinde veya benzer bir kurumsal değişiklik yapmak istediğinde bunu sadece kararname çıkararak gerçekleştiremez; bu gibi değişiklikler bütçe tahsisi gerektirir. Cumhurbaşkanı istediği değişiklikleri gerçekleştirmek için gerekli harcamayı Meclis onay vermeden yapamaz.  Ayrıca Meclis cumhurbaşkanının kararnamelerle kurumları düzenleme yetkisinin sınırlarını çizen, çerçevesini belirleyen kanunlar çıkarabilir, çıkarmalıdır da.